BİLGE KİŞİLERDEN HAYAT DERSLERİ ( | Prof.Dr. ŞEMSETTİN DURMUŞ

Prof.Dr. ŞEMSETTİN DURMUŞ

CÖMERTLİK VE CİMRİLİK İKİLEMİ

Cömertlik, “Civanmerd” kelimesinden türetilmiş bir kavramdır. Civan genç, merd ise, mert ve dürüst anlamında bir kelimedir. Sanki cömertlik kavramı, gençlere has ve onlarla özdeş olmuş gibi duruyor. Çünkü gençlerin hayat anlayışlarında genel olarak “hesabilik” değil de, “hasbilik” ağır basmaktadır. Zaman ilerledikçe ve hayatın olumsuzlukları her tarafı kapladıkça bu kavramlar yavaş-yavaş yer değiştirmektedir. Gençlik döneminde dava, ideal ve değerler maldan, bazen de candan önce gelir. Cömertlik, daha çok gençlik yıllarında kazanılan bir değerdir. Bu dönemde kazanılmayan cömertlik, sonraki yıllarda zor kazanılır. Onun için büyükler, infak ve sadakalarını zaman-zaman çocuklarına verdirerek bu alışkanlığı edinmeleri sağlanmalıdır. Peygamber efendimiz, “Veren el, alan elden daha hayırlıdır” diyerek ölçüyü koymuştur. Cömertlik, bir alışkanlık haline getirilmelidir ki, sürdürülebilir bir erdem halini alsın. Elimiz, gönlümüz ve ruhumuz her daim infak ile bütünleşerek kişilik kazanmamıza yardımcı olsun

Cömertlik, sahip olduğumuz mal varlığımızı, harcanması gereken yerde harcama; Cimrilik ise, sahip olduğumuz mal varlığımızı harcanması gereken yerde harcamayıp, onu elde tutmak şeklinde tanımlanabilir. Cömertlik, ifrat ve tefrit aşırı uçları arasında adeta bir “Altın Oran” ölçüsü mesabesindedir. Cömertlik, insanın kendisiyle, sahip olduğu mal varlığıyla ve diğer insanlarla ilişki biçimini ortaya koyan bir erdemdir. Bizler, sahip olduğumuz tüm varlıklarımızla sınanmaktayız. Malik olduğumuz mal varlığımızla ilişkimiz ve bakış açımız iki türlü değerlendirilebilir:

1. “Mala sahip olmak”. Bu olumlu bir bakış tarzıdır. Çünkü bu durumda bizler “Özne”, sahip olduğumuz mal varlığımız “Nesne” olur. “Özne” durumunda olan bizler, “Nesne”ye hükmederek, istediğimiz şekilde tasarrufta-infakta bulunabiliriz. Zira biz biliriz ki, sahip olduğumuz bütün mal varlığımız, aslında Rabbimizin bize bir emanetidir. Bu bakış açısı altında cömertlik, bütün bileşenleriyle hayat bulur.

2. “Mala ait olmak.” Bu durumda kişi “Nesne”, malik olunan mal varlığı “Özne” olur. Nesnenin özneye hükmetmesi, eşyanın tabiatına aykırıdır. Malvarlığının elinde tutsak durumda olan kişinin, infakta bulunması, cömertlikte bulunması düşünülebilir mi? Mümkün değil. Böyle bir ortamda ancak “cimrilik” yeşerebilir.

Sahip olduğumuz mal varlığımızı, yaradılış gayesine uygun tarzda harcayarak cömertlik erdemini yakalamamız ve cimrilik sıfatından azade olmamız gerekir. Çünkü cömertlik erdemi, eşyaya-nesneye bakış tarzımızı hem “ilkesel” hem “ilişkisel” bakımdan ahlaki bir davranışı ortaya koyar. Farabi der ki, “Cömertlik parayı saklamayla harcama arasında orta bir durumla meydana gelir. Saklamada aşırılık ve harcamada eksiklik kötü bir ahlak olan cimriliği meydana getirir. Harcamada aşırılık ve saklamada eksiklik, yine kötü bir ahlak olan israfı ortaya çıkarır.”

Cömertlik yaparken dikkat etmemiz gereken temel kriterleri şöyle sıralayabiliriz:

1. Mal ve servete “Altın Oran” ölçüsüyle yaklaşmalıyız. Herkesin onuru kutsaldır. Bizim onur ve izzetimiz ne kadar kutsal ise, infakta bulunduğumuz kişilerin onur ve izzetleri de kutsaldır. Buna özen gösterilmeli.

 

2. Mal ve servete bir “Emanet” bilinciyle yaklaşmalıyız. Mal ve servete “Sahip” olmalı ona “Ait” olmamalı ki, infak eylemi gerçekleşebilsin. Yunus Emre’nin diliyle;“Mal sahibi, mülk sahibi,Hani bunun ilk sahibi?

 BİLGE KİŞİLERDEN HAYAT DERSLERİ (1)

 

Sokrat, takriben 2480 yıl önce yaşamış bir Yunan filozofudur. Doğru bildiğini söylemekten çekinmeyen, para ve şöhrete önem vermeyen, zamanını Atina sokaklarında dolaşarak, insanlara bildiği gerçekleri anlatarak ve gerçeği arayarak geçirdi.

 

Sokrat, verdiği derslerin ücretini almazdı. Öğrencisi Eflatun da aynı yolu takip etti.

 

Öldükten sonra dirilişe inanıyordu. Ona göre,” Ölüm daha iyi bir âleme yolculuktur”.

 

Atinada iki şeyle suçlanmıştı: “Atina tanrılarını inkâr ve gençliği yoldan çıkarmak”.

 

Tek Tanrıya inanıyordu. Yargılandı ve idama mahkûm edildi. İdamdan önce öğrencisi Krito’ya şunu vasiyet etti: “Asklepios’a bir horoz borcum var, sakın ödemeyi unutma!”

 

Son sözü şu oldu: “Tanrı’nın gözünde yaptıklarım kabul görecek mi, görmeyecek mi bilmiyorum. Ama emin olduğum bir şey var: O’nu mutlu etmek için gönülden gayret gösterdim. Gayretimi kabul edeceğine dair ümidim var”.

 

İdam edilmeden önce Karısı Xanthippe, “Ama sen suçsuzsun; suçsuz yere idam ediliyorsun” deyince, Sokrat, “Be kadın suçlu olarak idam edilmemi mi tercih ederdin” der.

 

İdam sehpasına yürüyen bir insan, “horoz borcunu” hatırlıyor ve bu dünyada yaptıklarının, öte dünyada yaratıcısını memnun etmesi noktasındaki ümidini ve hassasiyetini ifade edecek kadar erdemli olduğunu kanıtlıyor.

 

O, Atina sokaklarında iki şeyin peşinde: Gerçeği aramak ve bulduğu gerçeği insanlara anlatmak.

 

Sokrat bir gün dar bir patikada ilerlerken dönemin soylularından biri çıkmış. Yol ise ancak birinin geçebileceği kadar genişmiş.

 

Birinin diğerine yol vermesi gerekirken soylu:

 

“Ben senin gibi bir zavallıya yol vermem” demiş.

 

Sokrat, “Ben veririm” demiş.

 

Sokrat bu cevabıyla, soylunun “zavallılığını” çok ince bir sanatla ortaya koymuştur.

 

Sokrat, “İnsanlar her zaman her yerde acıkmışlardır ama her zaman her yerde erdemli olamamışlardır” der. Herkesin acıkması, susaması fıtridir, doğaldır. Asıl olan bu evrende, insanlığa rol-model olabilecek “erdemli” bir hayatı yaşamak ve örnek bir kişilik ortaya koymaktır.

 

Sokrat, “Bir şey biliyorum, o da hiçbir şey bilmediğimdir” der.

 

Burada müthiş bir tevazu ve bilgelik vardır. “Tevazu” vardır çünkü Sokrat, içinde yaşadığı toplumda sahip olduğu bilgiyi öne çıkararak kibirlilik taslamıyor. Tevazünün bireyi yücelttiğinin farkındadır. Tolstoy’un ifadesiyle, “İnsanları bir kesirli sayıyla ifade etmek gerekirse, gerçek değer pay, zannettiği değer paydadır. Payda büyüdükçe değer küçülür”. Sokrat’ın paydası alabildiğine küçüktü.

 

Sokrat’ın bu sözünde gerçek manada bir “bilgelik” vardır. Çünkü bütün bir varlık dünyasını düşündüğünüzde, sahip olduğunuz bilgi, okyanusta damla hükmündedir. Sokrat, bunun farkında olarak bu sözü sarf etmektedir.

 

Sokrat alabildiğine sabırlı iken, hanımı ise aksine sabırsız ve sinirli bir yapıya sahipti.

 

Sokrat, bir gün evde misafirleriyle sohbet ederken Karısı Xanthippe, elinde bir kova su ile içeri girer. Muhtemelen temizlik yapacaktır. O arada Sokratla bir konuyu tartışırlar. Xanthippe, dayanamaz hemen oracıkta su kovasını Sokrat’ın başına geçirir. Sokrat’ın her tarafı sırılsıklam olmuştur. Misafirler hayretler içerisinde Sokrat’ın ne diyeceğini merak ederler. Sokrat, hiç istifini bozmadan şunları söyler: “Doğaldır. Gök gürleyince, yağmur yağar”. Sonra şunları ilave eder: “Sabırlı kadınlar, erkeklerini mutlu ederler. Sabırsız ve sinirli kadınlar erkeklerini filozof ederler”.